Hikâye Anlatıcısının Yolu – 1

Üzerine düşündüğüm, tefekküre daldığım bir konu var. Şöyle ki; HİKÂYE ANLATICILIĞI NEDİR? Her tefekkür bana bu konunun...

Üzerine düşündüğüm, tefekküre daldığım bir konu var. Şöyle ki;  HİKÂYE ANLATICILIĞI NEDİR?

 

Her tefekkür bana bu konunun başka bir yönünü açıyor. “Ben” değiştikçe bu yönlerde değişiyor. Keşfettiğim bu hâlleri defterlerime yazıyorum uzun zamandır. Heyecanlarımı, keşiflerimi ve yüksek sesli düşünmelerimi bu alana ilgi duyan diğer insanlara da açsam ne olur acaba diye düşünüyorum öte yandan. Yani yüksek sesle düşünsem, sesime ses gelir belki uzaklardan. Belki benim hiç uğramadığım diyarlardan gelmiş biri bana oraları anlatır. Düşünce aleminin gitmediğim topraklarını getirir bana. Toprağım zenginleşir. Böylece bir MUHABBET başlar belki. Ya da hiçbir şey olmaz. Bilmiyorum. Sadece soruyu soruyorum ve yüksek sesle düşünmeye cesaret ediyorum. Hadi bakalım, hayırlısı 🙂 Öyleyse başlasın yolculuğumuz 🙂

 

Hikaye anlatıcılığı; anlatıcı, dinleyici ve hikâye üçgeninde  icra edilen bir sanattır. Bir anlatıcı anlatmak istediği bir hikâyeyi onu dinlemeye gönüllü en az birine anlatmaya başladığında orada hikâye anlatıcılığı sanatı gerçekleşmeye başlar. Anadolu’daki kadim bilgelik bunu gökten düşen üç elma ile çok güzel anlatıyor. Biz anlatıcılar hikâyenin sonunda şöyle diyoruz: “Gökten üç elma düşmüş. Bu elmalardan biri dinleyiciye, biri hikâyeye, biri de anlatıcıya gitsin.” Elmalardan payını alan her bir bileşen bu sanatın gerçekleşmesi için çok önemli. Anlatıcı, anlatacağı hikâyesiyle tek başına olduğunda bu sanat gerçekleşmiyor. Bunun oluşabilmesi için dinleyenin kulaklarına, kalbine, zihnine ve ruhuna ihtiyaç var. Anlatıcı çiftçi gibidir kanımca. Çiftçi o sene hangi bitkiyi ekmek istiyorsa, bitkinin tohumlarını arar ve bulur. En iyi tohumları arar hep. Tohumlar anlatıcının hikâyesidir. Çiftçi tohumun can bulabilmesi için onu ekebileceği toprağa ihtiyaç duyar. İşte bu toprak dinleyicidir. Hikâyeler dinleycinin kulak  ve göz kapısından girer ve ruhunun tarlasına ekilir. Bu tarlaya ekilen tohumlar hayatın bağrında filizlenip, can bulabilir mi? Filizlense bile nasıl bir şeye dönüşür? Bunu anlatıcı bilemez. Yaşamın tohumları dinleyenin ruhunda bir CAN a duracaksa buna ancak hayat karar verir. İşte bu tohumun tarla ile buluşma dansı bir muhabbettir aslında. Çiftçinin tohum ile toprak ile muhabbeti. Anlatıcının hikâye ile, dinleyen ile, kendisi ile, nihâyetinde mutlâk hakikât ile muhabbeti…

 

Peki nedir bu MUHABBET? Sözcüğün etimolojik anlamına bakalım biraz. “Arapça ḥbb2 kökünden gelen maḥabbat محبّة “dost olma, sevme, ahbaplık” sözcüğünden alıntıdır[1].”

 

Muhabbet sevgi ile yapılabilecek bir dostluk çemberidir. Anlatma sanatı özü itibariyle MUHABBET sanatıdır. O zaman hikâye anlatmak ve dinlemek ancak sevgi ile yapılabilecek bir eylemdir diyebiliriz. Muhabbet sevgi ve dostluk varsa gerçekleşir. Anlatım sanatı sevginin olduğu yerde yeşerir. Anlatıcı kendini sever, hikâyesini sever, insanı severse bu yolculukta rehber olabilir. Muhabbet edebilir.

 

Bu; çocukluktan çocukluğa, hafızanın derinlerinde yatan imgeleri uyandıran bir muhabbettir. İmgelerle bağlantılı olan duyguları, düşünceleri ve insan hâllerini uyandıran bir sohbet. Geçmiş ve geleceğin o “an” da bir olduğu, cennetin zamanını yaşadığımız bir muhabbet. Anlatan ve dinleyenin “aynı” hikâyenin dünyasında buluştuğu; hem bir arada olduğu hem de tek başına olduğu bir hâl. Tayyi-mekân ve tayyi zamanı yaşadığımız BİR olma hâli. Yani aynı anda bir çok mekânda ve birçok zamanda olabileceğimiz bir yolculuk.

 

Muhabbet edebilmek için kimliklerin ortadan kalkması, ben ve sen ayrımının olmaması gerekir. Kendi iç dünyamız ile dış dünyamız arasında duran kocaman ZANlarımızın ortadan kalkabilmesi de bunun ön koşullarından birisidir. Böylesi bir muhabbet bir şeyleri açıklamaz, bir şeyleri bildirmez, sadece ANLATIR. Zaten bildiğimiz bir şeyleri bize hatırlatır bu anlatı, bizi “oldurur”. Hâlden hâle sokar. Anlatının efsunu da burada gizli kanımca. Bizi; yaşımızdan, dini inancımızdan, siyasi görüşümüzden, etnik kökenimizden ve bize verilmiş veya sonradan oluşturduğumuz tüm kimliklerden arındırarak bir hikâyenin dünyasında buluşturur. Oradaki tek kimliğimiz İNSAN olmamızdır. İnsan varoluşumuzda şu koskoca  evrenin orta yerinde durmuş ve bir hikâyede buluşmuş oluruz.

 

Peki ama kendimize dair edindiğimiz bu zanlarımızı nasıl ortadan kaldıracağız? Ben cesurum, ben güzelim, ben içime kapanık biriyim, ben aslında o kadar da güzel değilim ve sevilmeye değer değilim, bakın ne kadar iyi anlatıyorum değil mi? Yok yok ben aslında anlatamıyorum. Ben bu iş için doğmuşum. Ooo şurdaki dinleyici bana öyle bir bakıyor ki, galiba bana aşık oldu. Ben insanların gözüne bakamam. Ben hayal kuramam. Böyle uzayıp giden bir liste bu. Hep dışarından nasıl göründüğümüzle ilgilenen, hep toplumdaki yerini sağlamlaştırmaya çalışan bir ses. Benim kendi iç alemlerimden çok iyi tanıdığım bir ses. Öte yandan bu ses bir “dert” ise, bana Şah Hatayi’nin o güzel ifadesini hatırlatan bir dert. “Bir derdim var bin dermana değişmem.” Bana rehber olan bu ses şu soruyu da sordurtuyor. Hepimizin kulağına sürekli bir şeyler fısıldayan bu ses ne zaman susar? Ki insanlarla “gerçekten” bulaşabileyim?

 

Çocukları izleyelim bir vakit. Onları gözlemleyelim. Böylece  görürüz ki onlarda bu zanlar gelişmemiştir. Nasılsa öyledirler. Varoluşlarında bir yarılma söz konusu değildir onların. Barışıktırlar. Nasılsa öyledirler ve bu da böyle güzeldir. 2 dakika önce tanıştığı bir çocukla oyun oynamaya başlar, güler, koşar ve kendilerini birlikte yere atarlar. An’ın çocuğudur onlar. An’ın varoluşunda yaşarlar. Anlatıcı da an’ın çocuğu olabildiğinde zanlarından kurtulur.

 

Ne güzel söylemiş Yunus Emre : “Çekil aradan, kalsın yaradan.” Aradan çekilen ego, aradan çekilen zanlar bizi çocukluk cennetimize ulaştırır. Nasıl ki anlatıcı bir rehberdir, kendisi aradan çekildiğinde dinleyicisi de ona teslim olur. Onun zanları da aradan çekilmeye başlar. Anlatıcı kendi hallerini yayar atmosfere. Heyecanlı ise dinleyicisi de heyecanlanır, nefesi sıkışmışsa dinleyici de onunla birlikte sıkışır, rahatsa, aradan çekilmişse ve çocukluğun krallığında gezinebiliyorsa dinleyici de onunla birlikte bu krallıkta yolculuğa çıkar. Bilim dünyası bunu ayna nöronları ile açıklıyor. Çok merak edenler google amcaya ayna nöronlarını sorabilirler 🙂

 

Nihayetinde geldiğim yer şu oluyor. Hikâye anlatıcısının yolu çocukluk cennetinden geçiyor. Kanımca  cennet bahçesini yeniden keşfetmemiş bir anlatıcı AN’ın çocuğu olamıyor ve hikayesini hissederek, eğlenerek ve etkileyici bir şekilde anlatamıyor. Peki ama neden? Bu konu üzerine bir sonraki yazımda yüksek sesle düşüneyim…

Paylaşın:

Diğer Yazılar

Mesaj Yazın

Akademik Eğitimler

Berlin Sanat Üniversitesi

 Tiyatro Pedagojisi, Yüksek Lisans (M.A.)

İstanbul Üniversitesi

Veterinerlik Fakültesi, Lisans

İzmir Kız Lisesi

Lise Eğitimi

Sertifika Programları

Expressiv Arts Institute istanbul

Ruh Sağlığı, Eğitim ve Sosyal Değişim için Dışavurumcu Sanat Terapisi Programı

Varoluşçu Akademi

Temel Varoluşçu Analiz Eğitimi

Berlin Sanat Üniversitesi

Sanatsal Anlatım – Eğitimde ve Sanatta Hikâye Anlatıcılığı

Berlin Dock 11 Çağdaş Dans Okulu

Seneca Intensiv, Dans Pedagojisi Eğitimi

Berlin Tanztangente Çağdaş Dans Okulu

Hareket ve Okul, Dans Pedagojisi Eğitimi

İstanbul Oluşum Drama Enstitüsü

Yaratıcı Drama Liderlik Programı

Kadıköy Halk Eğitim Merkezi

Tiyatro Kursu

Atölyeler ve Diğer Eğitimlerden Seçkiler

ORFF Enstitüsü

Farklı Atölye Çalışmaları; İstanbul

  • Hareket, Dans, Müzikle Oyun ve Hareket Tasarımı için çeşitli objelerin ve oyuncakların kullanımı
  • Doğaçlama Dans ve Grup Oyunları
  • Hareket, Dans ve Ritim
  • Beden Perküsyonu ve Cajón Hareket ve Doğaçlama Dans ve Hareket
    Tiyatrosu

ÇATDAL

Çağdaş Türk Dansları Araştırma Laboratuvarı; İstanbul

  • Dansçı

ÇATI

Çağdaş Dansçılar Derneği; istanbul

Düzenli olarak katıldığım çeşitli dans eğitimleri: Modern Dans, Bale, Çağdaş Dans, Butoh, Kontakt Doğaçlama v.s.

TİYATRO MANGA

Tiyatro Eğitimi

Yaratıcı Süreçlerde Direnç

Yaratmak, var olanlar arasında yeni ilişkiler kurmak demek ve bu becerimizi hayatımızın her alanında kullanmamız icap ediyor. Sanatsal üretim yaparken, bir proje tasarlarken, bilimsel bir araştırma yaparken, bir eğitim tasarlarken, bir hayal kurarken…

 

Yaratma istencinin olduğu her yerde ise direnç fenomeni kendini gösterebiliyor. Her sanatçının çok yakından tanıdığı bu fenomen, yaratıcı süreci kesintiye uğratan bir deneyime dönüşebiliyor.

 

Yaratıcı süreçlerde ihmal edilen, bastırılan, yok sayılan direnç fenomenine yüzümüzü dönersek ve onunla oyuncu bir yaklaşımla temas edersek ne olur? Bundan yaratıcı sürecimiz nasıl etkilenir? Kendi deneyimlerimden ve birikimlerimden yola çıkarak tasarladığım atölyede bu soruların peşi sıra gidiyoruz.

 

Atölye, yaratıcı süreçlerinde direnç yaşayan herkese açık. Çalışmada katılımcıların oyunbaz bir tavırla kendi dirençleriyle temas etmeleri için yaratıcı alanlar açıyorum. Bunu yaparken Dışavurumcu Sanat Terapi temelli çalışmalar yapıyoruz ve kadim hikâyeler rehberimiz oluyor.

Bu atölyede 4 kişi ile çalışıyorum. Grup çalışması 15 saat sürüyor. Ayrıca her bir katılımcı ile 1,5 saatlik bireysel danışmanlık seansı yapıyorum.

Şifa Veren Masallar

Bu atölyede Şifa Veren Masallar kitabımdaki masalları anlatıyorum. Masal anlatımını izleyen yaratıcılık çalışmaları sayesinde kitabın kadın kahramanının yürüdüğü şifa yolundan yürüyoruz. Masallar ve sanat üretimi kendimizle temasımızı arttırırken, kadim anlatıların derin şifası bizde vücut buluyor.

 

Atölyeler 3 saat sürüyor ve katılımcı kısıtlaması olmadan online olarak çalışıyorum.

İçe Dönüş Yolculukları

Bu atölye serisini yol arkadaşım Roza Erdem ile hayal ettik ve hayata geçiriyoruz. Amacımız bir masaldan yola çıkarak, katılımcıları masalın tuttuğu aynada içsel bir yolculuğa çıkarmak. Kolaylaştırıcısı olduğum atölyelerde önce bir masal anlatıyorum. Akabinde masaldan ilhamla Dışavurumcu Sanat Terapisi temelli çalışmaların ve farklı yöntemlerin yardımıyla yaratıcı bir süreç yaşıyoruz. Katılımcılar kadim masallar ve yaratıcı pratikler yardımıyla kendileriyle daha fazla temas ediyorlar ve farkındalık ile başlayan şifa kapıları aralanıyor.

 

Atölyeler 2,5 saat sürüyor ve katılımcı kısıtlaması olmadan online olarak çalışıyoruz.

Masalın İncileri

Bu eğitimi hikâye anlatıcılığı alanında deneyimi olan anlatıcılar için tasarladım. Anlatıcılar bu eğitimde parmak izlerini anlattıkları hikâyeye nakşetmeyi öğreniyorlar. Bu sırada yaptığımız disiplinler arası sanat çalışmalarıyla yaratıcılık kaslarını güçlendiriyorlar. Anlatıcılar eğitimin sonunda kendilerini anlatacakları masala daha fazla katmayı öğreniyor ve kendilerine has anlatı tarzına daha fazla yaklaşmış oluyorlar.

 

Eğitim 12 saat sürüyor ve 12 kişiden oluşan bir grupla online olarak çalışıyorum.

Bedenin Anlattığı Hikâyeler

Bu eğitimi hikâye anlatıcılığı alanında deneyimi olan anlatıcılar için tasarladım. Eğitimde; Dışavurumcu Sanatlar Terapi temelli çalışmalar, Tiyatro ve Dans Pedagojisi yöntemlerini kullanarak beden, ses ve mekân farkındalığı çalışmaları yapıyoruz. Anlatıcının bedeniyle güçlü bağlar kurmasına, anlatacağı hikâyeye bağlanmasına ve hikâyenin bedenini yeniden tasarlamasına yardımcı oluyorum.

 

Eğitim 24 saat sürüyor ve 24 kişiden oluşan bir grupla online olarak çalışıyorum.

Hikâye Anlatıcısının Saf Bakışı

Bu eğitimi; anlatma sanatına ilgi duyan, içindeki anlatıcıyı uyandırmak isteyen ve kadim anlatı geleneğine dahil olmak isteyen herkes için tasarladım. Ancak kendisiyle bağı güçlü olan anlatıcıların zamansız kadim anlatılara zamanın elbisesini giydirebileceklerine inanıyorum. Bu sebeple eğitimde anlatıcı adaylarına bir yandan şifahi anlatı sanatının tekniklerini öğretirken bir yandan da kendileriyle kurdukları bağı güçlendirecek yaratıcı ve sanatsal pratikler için alan açıyorum.

 

Bu eğitim 36 saat sürüyor ve 24 kişiden oluşan gruplarla hem online hem de yüz yüze olarak çalışıyorum.

Güçlü Kadınların Masalları

Masallarda mevcudiyet gösteren kadınlar genel kanının aksine çok güçlüdür. Kadınların, farklı suretlerde karşımıza çıkan güçlerini en güzel masallar anlatır. Bu anlatı serisinde güçlü kadın kahramanların masallarını yeniden yorumlayarak anlatıyorum.

İki Dünya Arasında Aşk Masalları

Dinleyicisi ile 2015 yılında buluşmaya başlamış, yetişkinler için hazırladığım bir anlatı programıdır. Bu anlatıda denizler ile karalar, gökyüzü ile yeryüzü, müzik ile masal buluşur. Her masalda karşımıza aşk çıkar. Balina ile ağacın, denizler prensesi ile cesur balıkçının, kral ile gökyüzü prensesinin aşkıdır anlatılan. İki dünya bazen buluşur; bir olur. Bazen kavuşamaz; ayrılık doğar. 

 

Anlatıcı ve müzisyen; buluşan, kavuşamayan, birbirine özlem duyan İKİ DÜNYA’nın arasında kalır. Anlatılan kimin hikâyesidir, bunu kim bilebilir? 

 

Hikâye Anlatıcısı: Nazlı Çevik Azazi 

Müzisyen: Faysal Macit 

Anlatıcı Koçu: Senem Donatan 

İllüstrasyon & Afiş Tasarımı: Hande Ünver

Yaşayan Anlatılar

Bu program anlatı ve atölye deneyiminin harmanlandığı hibrit bir yapıdır. 2023’te Sakıp Sabancı Müzesi’nin, MÜZEDE SAHNE etkinliği kapsamında, Agnes Denes’in “Yaşayan Piramit” eserinden ilhamla hazırladığım bir programdan sonra aynı konsepti farklı sanat eserleriyle uygulama isteğimden doğdu Yaşayan Anlatılar.

 

Yaşayan Anlatılar; heykel, resim, illüstrasyon, fotoğraf gibi sergilenen bir eserin varlığına ihtiyaç duyar. İlham aldığı sanat eserine göre değişip, dönüşür. Her bir eserin varlığında bambaşka bir performans atölye yaratılır. Programda görsel sanatlar, kadim anlatılar ve Dışavurumcu Sanat Terapisi yaklaşımı bir araya gelerek dinleyici, katılımcılar eşsiz bir deneyim yaşatır. Dinleyici katılımcılar hem sanat eseriyle derin bağ kurar hem oyun oynayıp, yaratıcı süreci deneyimler hem de kadim anlatıları dinlerler. Tüm bu bileşenlerin yardımıyla içsel bir yolculuğa çıkarlar.

 

Süre: min 2, max 3 saat. Birlikte çalıştığım kurumun veya sanatçının konseptine ve sanat eserine göre değişiyor.

 

Yaşayan Anlatılar için müzeler, sanat galerileri, görsel sanatların herhangi bir dalında eser üreten sanatçılarla iş birliği yapıyorum.

Şirince Uluslararası Masallar Festivali

2013 yılında İzmir’in Şirince köyünde düzenlediğimiz uluslararası masal anlatıcılığı festivalinin sanat yönetmenliğini yaptım

Masalİstanbul

Masalİstanbul, İstanbul Küçükçekmece Belediyesi ve Seiba Uluslararası Hikâye Anlatıcılığı Merkezi iş birliği ile gerçekleşen uluslararası bir masal anlatıcılığı festivalidir. 2020 yılında başladığımız festivali her yıl düzenleniyoruz ve dünyanın dört bir yanından masal anlatıcılarını bir araya getiriyoruz. 7’den 77’ye herkes için masalların anlatıldığı ve farklı etkinliklerin yapıldığı festivalin sanat yönetmenliğini yapıyorum.

Bana Bir Masal Anlat Anne

Meslektaşım Selma Scheele ile tasarlayıp, uyguladığımız bu projede; Berlin Brunnen mahallesinde, farklı kültürlerden gelen kadınlara masal anlatıcılığı eğimi verdik. Kadınlar eğitimin ardından hem Brunnen mahalle evinde hem de okullarda çocuklara masallar anlattılar.

Kulak ver Bana /
Leih mir dein Ohr

Türkiye, Almanya ve İsviçre’deki gençleri buluşturan çok dilli hikâye anlatıcılığı projesinin hayalperestleri arasında ben de vardım. Almanya ve İsviçre’den meslektaşlarımla birlikte hayal edip uygulamasını yaptığımız projemizi 2014 yılında hayata geçirdik. Projede bir araya gelen gençler bir masalı farklı dillerde ve birlikte anlatma pratikleri yaptılar. Daha sonra masallarını farklı mekanlarda dinleyicilerle buluşturdular.

 

Proje ortakları; Anlat Bana Kültür Sanat ve Eğitim Derneği – Türkiye / TOJ – İsviçre / OUTREACH – Almanya

Hayallerin Gücü Adına

Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) için içerik tasarımını yaptığım bu projenin eğitim uygulamasını SEİBA ekibi olarak yaptık. QNB Finansbank’ın desteği ile hayata geçen projeyi 2018-2020 yılları arasında gerçekleştirdik. Proje kapsamında; Türkiye’nin farklı illerinden gelen üniversiteli gençlere yedi gün boyunca hikâye anlatma sanatı ve anlatı pedagojisi alanında eğitimler verdik. Gençler sürecin sonunda bulundukları illerdeki okullara gidip çocuklarla çalıştılar. Bu çalışmada çocukların hayal gücü kaslarını geliştiren altı haftalık programı uyguladılar ve sonunda çocuklar kendi masallarını yazdılar. Projenin danışmanlığını da ben yürüttüm.